1 Mart 2011 Salı

Misimovic'in ardından Cevapsız Sorular...


Futbolda başarısızlığın faturası genelde Teknik Direktöre kesilir. Aslında o faturaları Teknik Direktörlerin adresine gönderen yöneticilerin hedefte olan kitlenin olması gerektiğini biliyoruz, sorumlu olarak genelde onları belirliyoruz. Ve açık konuşalım; çok haksız da sayılmayız. Kendi sektörlerinde tartışmasız çok başarılı olan iş adamları, „koskoca Holding’i yönetiyorum, Futbol kulübünü mü idare edemeyeceğim“ düşüncesiyle Başkan/Yönetici oluyor. Ortaya çıkan tablolar ise yüz kızartıcı bir şekilde ortada; Hüsran üstüne Hüsran.

Aslında bu lokal bir sorun değil, yani Türk Futboluna özel bir sıkıntı değil. Futboldan anlamayıp, futbol dehası olduklarını düşünen yöneticiler, uluslararası platformda da boy gösteriyor. Dünyanın en sevilen hobisi ve aynı zamanda en büyük eğlence sektörünün getirisi çok büyük. Kaymağını yemek isteyenlerin sayısı da…

Almanya ve Dünya devi Volkswagen, 2009 yılında Şampiyon olan ancak daha sonra başarısız bir dönem geçiren Futbol Departmanı VfL Wolfsburg’u yeniden yapılandırmak için girişimlerde bulundu. Futbolun patronluğuna Dieter Hoeness ve Teknik kadronun başına Steve McClaren’i getirmek ile yetinmeyip, transfere de karışmak için Hoeness’e baskı yaptılar.

Volkswagen’in sponsor olduğu diğer bir kulüp olan Werder Bremen’de dört yıl boyunca harikalar yaratan Diego’nun transferi için talimat verildi. Oysa Juventus’ta başarısız olan, hatta Bremen’de oynadığı son sezonda futbolculuğundan öte huysuzluğu ile dikkat çeken Diego, Wolfsburg’un ihtiyaç duyduğu bir oyuncu değildi. Wolfsburg’da, onun bölgesinde Bundesliga’da asist rekorları kıran Zvjezdan Misimovic vardı. Pasları ile bir sezonda iki gol kralı çıkarmış bir oyuncuydu, taraftarlar, kamuoyu ve takım arkadaşları tarafından sevilen ve sayılan bir Misimovic. Ve Volkswagen’in markayı parlatmak için yeni yıldız hamlesi ile küstürülen bir Misimovic.

Bosnalı oyuncu, başarılarını hiçe sayan kulübüne tepki olarak transfer izni istedi ve çok zaman geçmeden önemli sayıda önemli kulüplerden teklifler aldı. İspanya, İtalya, Almanya ve Türkiye arasında tercih yapma hakkı vardı. Galatasaray’ın, Wolfsburg’da kamp kurup, biraz da Kapalı Çarşı pazarlığı yapması, Almanları rahatsız etse de, Misimovic’i Türkiye’ye getirme konusunda etkili oldu. Galatasaray o dönemde çok önemli bir transfer başarısına imza attı, ancak o kadar uğraştığı futbolcuyu sadece dokuz maç oynatıp, çok çabuk ve halen belirsiz nedenlerden dolayı bitirdi.

Galatasaray o gün olduğu gibi, bugün de bir zoru başardı aslında. Israrla „Rusya’ya gitmek istemiyorum“ diyen Zvjezdan Misimovic, Pazartesi itibariyle Dinamo Moskova ile anlaştı. Üstelik gitmek istemediği ülkede 3,5 yıllık sözleşme imzaladı. Misimovic’in içinde bulunduğu bunalımı özetliyor aslında bu tercihi.Misimovic’in Bosnalı olduğu dışında herhangi bir bilgisi olmayan bazı bilenler (!) Misimovic’in vurdumduymaz, kulübünü ciddiye almayan bir adam olarak tanıttılar. Tıpkı Lincoln, Elano, Keita’da yaptıkları gibi. Misimovic’in tam zıt bir yapıda olduğunu, sadece bu Moskova tercihi ispatladı aslında. Misimovic pekala üç ay daha yatıp, sezon sonu istediği kulübe gidebilirdi. Schalke’nin halen Misimovic’in peşinde olduğunu herkes biliyor. Ama Misimovic en verimli döneminde Futbol oynamak istedi ve zoraki bir şekilde gitti.

Galatasaray Yönetimi, Misimovic’in gönderilişini başarı olarak lanse edecektir. İlginç hesaplarla Milyon Euro’luk bir kar ortaya çıkartacaktır. Sezonun ortasında Elano’nun ani gidişini süsleyen transfer açıklamalarına yakın açıklamalar yapılacaktır yine. Galatasaray’ın Futbol patronları, Mehmet Topal, Uğur Uçar ve Emre Güngör’ün transferlerini de benzer şekilde hesaplamıştı. Sanal hesaplarla taraftarın gözünü boyamak istediler.

Sırayı şimdi Misimovic aldı ve görüntüde Galatasaray bir beladan (!) daha kurtuldu. Geriye kalan ise sadece Misimovic’in 21 numaralı sırt forması ve son çare lehine tezahürat yapan depresif Galatasaray taraftarı değil. Geriye kalan bir de cevapsız sorular var.

Kurumsal kimliği için çabalayan Galatasaray, Futbol Şirketinin en yüksek maaşını alan elmanlarından birtanesini neden kullanmadı yada kullanamadı? Bu kadar zaman, basın toplantısı ve genel kurul geçmesine rağmen hala kimse bilgi sahibi değil Misimovic konusunda.

Ne ikinci kez görev yaptığı Galatasaray’da, ne de diğer görevlerinde Teknik Direktörlük kalitesini ispat edemeyen Gheorghe Hagi’nin kibiri miydi bu kadrodışı kararı? Yoksa yöneticilerin bir akıl oyunu muydu bu? Leasing’e benzer bir yöntem ile transfer edilen Misimovic’ten kurtulmak için mıydı bütün bunlar?

Hatırlıyalım; Galatasaray, Wolfsburg ile taksit anlaşması yapmıştı. Anlaşmaya göre, Galatasaray’ın yaz aylarına denk gelen bir taksiti ödemediği taktirde oyuncu Wolfsburg’a dönecekti. Misimovic’in Rusya’ya gitmesi bunu önledi. Kalsaydı ne olacaktı? Galatasaray bu ve bunun gibi soruları cevaplayamadı bugüne kadar, bu saatten sonra da cevaplamayacaktır.

Sadece içerde değil, dışarda da bir iletişim kopukluğu var. Kulübün işine gelen konularda açıklama yapılıyor. Baros, Pino ve Culio jet bir hızla birbirlerini dövmediklerini, kavga etmediklerini söyleyebiliyor, ancak herhangi bir sorumlu Milyon Euro’luk bir proje olan Misimovic’in akıbeti hakkında birşey söyleyemiyor.

Başkan Adnan Polat ve kurmayları „Galatasaray’da kaos yok, basın öyle göstermeye çalışıyor“ diyor. Oysa su yüzüne çıkan olaylar bile Galatasaray’ın içinde bulunduğu durumu anlatıyor: Fiyasko…

1 yorum:

  1. Takım Tuttuğunda onunla özdeşleşirsin. O Takımın Ruhu Yaptıkları seni yansıtır bir şekilde yada yansıtmalıdır. Evlendiğin Hayat Arkadaşın gibidir. Futbolu çok sevmeme rağmen artık tutmuyorum tutmakta istemiyorum. Benim Hiçbir zaman yapmayacağım tasvip etmediğim kabul etmeyeceğim öyle hatalar öyle icraatlar öyle vefasızlıklar yapıyorlarki ben çıkarda nasıl takımımın bu kararlarını desteklerim. Ben Böyle şeyler yapsam birine (Allaha şükür hiç yapmadım ve hayatta övündüğüm tek yönümdür) nasıl çıkarım insna içine.

    işte bu yüzden kendimi bildim bileli takım tutmuyorum tutmakta istemiyorum. Tasvip etmediğim kararlarını.....

    YanıtlaSil